Öykünün markalaşacağını söyleseler, hayatta inanmazdım. Ama bu 'Amma Hikaye'den önceydi. Profesyonel radyo yapımcıları, müzisyenler ve tiyatro oyuncularından oluşan bir ekip, 50 farklı coğrafyadan 250'nin üzerinde yazarın 324 kısa öyküsünü radyoya taşımadan önce... Yaptıkları ne 'metin okuma'ya ne de 'radyofonik oyun'a benziyordu. Kendine has üslubunu yaratmış özel bir ses prodüksiyonuydu. Açık Radyo'da başlayan bu sesli edebiyat macerası 1995-2003 yılları arasında, öykü susuzluğumuzu dindirdi. Almanya'da Türkçe olarak yayınlanmakla kalmadı, Bosna-Hersek'teki Radio BM'de yayınlanmak üzere BM Barış Gücü'ne de gönderildi. Hatta çeşitli sivil toplum örgütleriyle sesli kütüphane ve yaratıcı drama gibi ortak projeler yürütüldü.
Bu 1 Mayıs'ta, öykü severlerin sevinç çığlıkları arasında Amma Hikaye tekrar yayına girdi. Açık Radyo'ya pazartesi ve çarşamba günleri 10.00-10.30 arasında kulak vermeniz yeterli. Pazartesileri Türk edebiyatından, çarşambaları dünya edebiyatından öyküler dinleyeceksiniz. Projenin fikir babası Göksenin Göksel ile okumacılardan Süreyya Güzel ve Yeşim Ceren Bozoğlu'yla lafladık.
Cepten yiyorsunuz sanırım...Göksenin Göksel: Açık Radyo'nun bu yayın dönemi Ekim başı gibi bitecek. Bu sürede arşivle ısınacak dinleyici, sonraki yayın döneminde yeni prodüksiyonlar olacak.
Aynı formatta mı olacak peki?
G.G.: Bilinen tarzımızın dışına çıkacağız. Yeni yayın döneminde haftada üç gün yayında olacağız. O üç günden biri, biraz özel olabilir. Yazdıkları öyküleri yayınlatmak isteyen ciddi sayıda insan var. O metinleri değerlendirmek için bu günlerden birini ayırabiliriz. Diğer prodüksiyonlar sürpriz olsun.
Radyoda seslendirilebilir olmanın koşulu nedir?G.G.: Normalde bir insanın bir şeyi sürekli konsantre olarak dinleme süresi 6-7 dakikadır. Bir kere buna dikkat ediyoruz. Sonra metin gerçekten çok iyi olmalı. Zaten metni okuduğunuzda kendine ait bir sesi, enerjisi varsa, 'Hah' dersiniz, 'bunu birine anlatırsam, dinletirim.' Bu, formüle edilebilecek bir şey değil aslında.
Nasıl doğmuştu bu fikir?G.G.: Açık Radyo kurulduğunda, ben zaten orada çalışıyordum. O sıralar herkes bir projeyle gitti Ömer Madra'ya. Ben de dedim ki, 'Ben öyküleri seslendireyim.' Edebiyata meraklıyım, serde hafif bir tiyatroculuk var. Bu ikisini nasıl birleştiririm radyoculuğumla diye düşünürken 'Amma Hikaye' doğdu. Birbirinden canavar insanlarla ekibi kurduk, başladık. Ama şunu da belirteyim; Amma Hikaye kimseye ait değil, yazarlara ait. Biz sadece bunu radyoculuk tarafında iyi yapan bir ekibiz. O öyküler yazılmamış olsaydı bunu yapamazdık.
Radyoyu tekrar kapattıracak mısınız, Bukowski girecek mi yayına?G.G.: Bukowski vakası tam da onun kaleme alacağı bir öykü gibi gelişti aslında. Bukowski, Amma Hikaye'yi Amma Hikaye yapan tılsımın en önemli yazarlarından biri. Projenin ilerleyişinde yerini bulursa Bukowski öyküleri olacak elbette!
Okumacılar ne diyor?Seslendirme açısından baktığınızda radyo oyunları gibi mi, var mı farkı?S.G: Farkı var bence; çünkü aslında bu Göksenin'in de titizlikle üzerine eğildiği bir şey. Öyküyü canlandıran kişiye, sesinin plastiğine, oyunculuk malzemesine uygun öyküler seçiyor. Siz de yaratmaktan keyif aldığınız bir öyküyle karşılaşıyorsunuz. Öykünün rengini, soluğunu oluşturmaya çalışan bir tarzımız var. Radyo tiyatrosu ya da dublaj yapar gibi, diyaloğun akması, herkesin teker teker konuşması durumu değil bu. Aynı anda öykünün hem anlatıcısı hem kahramanı hem de öyküdeki küçük kız olabiliyorsunuz. Karadelikten gelen tek kişilik bir film gibi, sinematografik bir yapı oluşuyor. Oyunculuk enerjinizi kullanmak zorunda kalıyorsunuz.
Kaç öykü seslendirdiniz bugüne kadar?Y.C.B: Bu ekipteki en büyük kavga sebebidir (gülüyor). Herkes en az öyküyü kendisinin seslendirdiğini ve daha çok seslendirmesi gerektiğini söyler. Herhalde seslendirdiğim 40-50 öykü vardır.
Kaç litre su tükettiniz seslendirirken?Y.C. B.: Ooo çok ve sadece su değil. Su, şarap, bira...
Yapımcı: Göksenin Göksel
Müzik Direktörü: Sarp Keskiner
Kayıt ve Montaj: Burcu Kuğu
Seslendirme kastı: Arzu Toydemir, Figen Evren, Lori Barokas, Levent Sülün, Mahmut Gökgöz, Meltem Özlevent, Mehpare Özlük, Mert Turak, Orçun Çıtır,
Oğuz Toydemir, Sinan Divrik, Süreyya Güzel, Suna Süner, Tugay Erverdi, Yeşim Ceren Bozoğlu